+ Haberler
+ Makaleler
+ Sanatsal Yayınlar
+ Sanatçılar
+ Sinema
+ Sanatçılar
+ Kısa Kısa
+ Galeri
+ Gezi
+ Eğitim
+ Linkler
+ Şiir
+ İletişim



+ Galeri

 

+ Kısa Kısa
İnsana yaraşır şeyleri yapmakta bulur insan sevincini. İnsana yaraşır şeyler nelerdir? Kendi türünden olanlara nazik davranmak, duyulara güvenmemek, doğru düşünceleri yanlış düşüncelerden ayırt etmek, evrensel doğa ve onun kurallarına göre olup biten şeyler üstünde düşünmek


- Düşünceler, Marcus Aurelius,
Yapı Kredi Yayınları, 2004 -

 

Şiir nasıl okunmalı?

Şöyle de sorulabilirdi:

Şiir yüksek sesle okunur mu, okunmalı mı?

Nitekim Milas-Ören'deki Melih Cevdet Anday günlerinden sonra sevgili Oktay Akbal, Melih Cevdet'in özellikle de düşünce ağırlıklı şiirlerini örnek vererek, bazı şiirlerin yüksek sesle okunmayacağını, okunmaması gerektiğini yazdı.

İlk bakışta doğru görünen, edebiyat çevrelerinde de genellikle kabul gören bir görüş bu.

Ama bence tartışmaya açık.

Tartışalım.

Halk şiirinin, klasik şiirimizin, daha da genelleyerek söylersek yirminci yüzyıla kadar yazılan, yapılan, söylenen şiirin yüksek sesle okunabileceğine bir itiraz olamaz.

Bu şiir sesli olarak okunmak için ya da zaten söylenerek yapılmış gibidir.

Yazının bilinmediği zamanlarda da var olduğuna göre, başlangıçta şiir zaten söylenen, belki müzik gibi "terennüm edilen" bir şeydi

Yazıyla birlikte şiirin ezberlenmesine, böylece de yüksek sesle okunmasına gerek kalmadığı düşünülebilirse de, günümüzde bile şiirin yüksek sesle okunup dinlendiğini, bundan zevk alındığını biliyoruz.

Sadece bizde değil, dünyanın her yerindeki şiir festivallerinde şairler şiirlerini topluluk önünde okuyorlar.

Kimileri bunu bir tür "performans"la, "teatral" gösterilerle de destekliyor.

Çok yıllar önce Londra'daki bir uluslararası şiir buluşmasında Alain Ginsberg'i dinleme şansım olmuştu.

Sahnede, bir sokak şarkıcısı gibi, elindeki bir küçük müzik aygıtını çalarak şiirlerini okuduğunu anımsıyorum.

Yevtuşenko, Voznesenki gibi (Amerikalı Ginsberg'in kuşakdaşı) Rus şairleriyle de dostluğum oldu. Rusya'da şiirin (şairin kendisi ya da tiyatro sanatçılarınca) sahneden yüksek sesle okunmasının bir gelenek olduğunu biliyoruz.

Mayakovski şiirlerini okuyarak ülkesini baştan başa dolaşmış bir şairdir.

1970'lerde tanıyıp dostluğunu kazanma mutluluğunu yaşadığım Yannis Ritsos'un Atina'daki bir kapalı spor salonunda "Barış" adlı eşsiz şiirini okuyuşunu da unutamam...

Ritsos'un sadece okuyuşu değil, sahneye çağrıldığında elindeki sigarayı kül tablasında söndürme jestinden mikrofona yürüyüşüne kadar her davranışı teatraldi...

Ama bu, kesinlikle abartısız, eşsiz bir sadelik ve incelikle gerçekleştirilmiş bir gösteri gibiydi...

Bu konuda, Türkiye'de ya da ülke dışında (olumlu olumsuz) gözlemlerim uzar gider ve bu sütunun sınırlarını çok aşar.

Şimdilik özetle şöyle söylemekle yetineyim:

Mayakovski
Mayakovski

Her şiir, en karmaşık ve zor anlaşılır olanı bile yüksek sesle okunabilir.

Çünkü şiir olarak kabul edilen her metnin bir ses örgüsü vardır, olmak zorundadır.

Ama bu ses örgüsü, genellikle ve yanlış olarak sanıldığı gibi sadece dışsal bir kurgu değil, aynı zamanda da anlamla ilgili bir tını, bir iç sestir...

Günümüz şiirinde bu özellikle böyledir...

Öyleyse yapılması gereken, öncelikle de okullarda, çocuklara klişeleşmiş şiir okuma kalıpları öğretmek değil, bir şiiri "anlama"yı öğretmektir...

Anlam kavranıp duyumsandığında, ister iç sesinizle, ister yüksek sesle okuyun, şiir yaşamaya başlayacaktır...

Böyle bir okuma ise, şiirin bugünkü yalnızlık çıkmazından kurtulup bir kez daha yığınlara ulaşmasında büyük bir olanaktır. l

Ataol Behramoğlu
ataolb@cumhuriyet.com.tr


Bannertakas.com Profesyonel Banner değişim ve takas sistemi