Ressamın yola çıkış kararı, hazırlık
aşaması ve yol hikayeleri
Zaman yorum zamanı. Değişik okumaların sunduğu düşünsel
özgürlük zamanı. Bu özgürlük sanatlar arasındaki mesafeleri,
sanatla gündelik yaşam arasındaki küskünlüğü ortadan kaldırıyor.
Nurettin Erkan’ın yol hikayelerinin, yol boyunca gördüklerinin,
dinlediklerinin ve okuduklarının tuvale nasıl yansıdığını görmek
için ve bu yolda; sanatın sonu olmayan yolunda tuval ve fırça
aşamasına gelene kadar ve sonrasındaki öyküyü resimlere bakarak
okumak ve bu yazıyla sağlamasını yapmak için...
-----------------------------------------------------------------
Resimlerinizde
“yabancı” kavramıyla nasıl hesaplaştınız?
Her ne kadar sıklıkla kullandığımız bir sözcük olsa da,kanımca
o kadar yabancılaştık ki, yabancının kim ve yabancılaşmanın
da ne olduğu hakkında pek bir şey bilmiyoruz ve bu bilgiye de
yabancılaşmış durumdayız. Giderek, kültür, bilgi ve iletişim
ağı hacimlerinin genişlediği spekülatif dünyada, kimliğimizin
bulunduğu alan baskı altında ve sürekli daralıyor. Bu daralma
da bizi bir panik durumuna sokuyor. Genişleyen ve olasılıkları
artan hayatın cazibesinin peşinde durmadan koşulurken zamanın
hızı artıyor giderek. Belki yabancı, hızı arttıkça körelen gürültünün
zamanı ile duyarlı durağanlığın sessizliğinin olduğu ikilemin
ara yerinde bir yerdedir ve ısrarla yabancılaşmaya devam etmektedir.
Bazen bu kavramı, kişisinin terk edip geriye bıraktığı boşluk,
artık kişisel olmayan boşluk olarak algılıyorum. Yabancı artık
bir kişi değildir. İşte bu ara yerdeki boşluğun -veya siz her
ne derseniz onun- görsel izdüşümündeki detaylar öteden beri
resimlerime konu olmuştur. Bu yeni bir şey değil benim için.
Her ne kadar ilk defa bir sergimi adlandırmış olsam da bu kavram
hep vardı. Ama artık olmalı diye düşündüm bu son sergimde.
Aynılaşma sürecindeki yabancılaşma
mı serginize koyduğunuz adın anlamı? Yoksa tüm göndermelerini
içeriyor mu?
Sanatınızı spekülatif bir ideolojinin temelleri üzerine kurmak
ayrı, dünyada olma, varolma biçiminizin bir sonucu olması ve
sanatınıza yansıması ayrı şeylerdir ve benim için kaçınılmazdır.
Hatta bu söylediğim ikinci anlamda, saydıklarınızdan bazıları
veya bunlara benzer şeyler tamamen hortlayabilir bile. Bunu
kabul ediyorum. Bu anlamda resmimle başa baş gidiyorum sanki.
Belki bazen bu iki boyut üzerine sıkışmış dünya efendileri,
benden daha önce düşünebiliyor ve bir sonrakinin sancısını bana
diretebiliyorlar. Onlardan kurtulmak çok zor. Onları aşma çabası
var çünkü, olmalı ya da. Başkaldırı her yerde var, bende de
onlarda da. Başkaldıran insan, kendine bir hedef belirlemiş
değildir. Başkaldırı onun var olma biçiminin ta kendisidir.
Yabancının doğasıdır ve onun bu uçsuz bucaksız boşluktaki duruşuna
hayranlıkla bakıyorum.
Çalışmalarınız hangi zaman dilimini kapsıyor? Düşünsel ve biçimsel
öğelerin ortaklığı nasıl bir sonuç veriyor?
Bu sergideki resimlerim son bir yıl içindeki çalışmalarımdan
oluşuyor. Görsel olanla düşünsel altyapıyı birbirinden ayırırsak,
bu resimler sadece belli bir düşünsel altyapının gelişiminin
üzerine biçimlenmiş resimler değil. Eş zamanlı iki ana öğe sayılabilir.
Ama büyük olasılıkla görsel olanın daha öncelikli ve etkin olduğunu
ve düşünsel altyapıyı da barındırdığını düşünüyorum.
Kişisel tarihinizdeki detayların resimlerinize nasıl yansıdığı
konusunda neler söyleyebilirsiniz?
Üç veya dört yaşlarına kadar Bingöl'ün Solhan ilçesinin,dağın
dibine dayalı kenar mahallesinde oturduk. Yöre çocukları kış
aylarında sık sık salgın hastalıklar geçirirdiler. Küçük ablam
ve erkek kardeşimle bu hastalıklardan birine yakalandığımız
günlerden birinde bir rüya gördüm. Bu rüyada üçümüzde yatak
giysilerimizle yan yana uçuyorduk ve hemen atımızdaki vadinin
küçük patikasında annem, çevik adımlarıyla ölüyor oluşumuza
çare bulamamış olmanın telaşıyla yürüyordu. Hava kasvetli ve
rüzgarlıydı ve bir şiir mısrası gibi her şey akıp gidiyordu.
Belki bununla başlayan ve daha sonraları sık sık tekrarlanan
buna benzer imgeler düşünülürse, görselliğin çok daha önceden
geldiğini söyleyebilirim . Levi - Strauss'a göre resim sanatı
bağlamında sanat yapıtının konumu, nesne ile dil arasında, bir
ara konumdur. Ne doğanın tam bir yansıması, ne de göstermeye
çalıştığı şeylerle maddi ilişkisi olan bir göstergeler sistemidir.
Kaldı ki doğa, tamamen kendisi olarak değil, bir imgeye bürünerek
yansır. Değişimse, bu görselliği etkileyen ve onu sürekli devingen
kılan ve benim için vazgeçilmez olan bu imgenin bir felsefeyi
peşinden sürükleyen yanıdır.
Resimlerinizde gözlemlediğiniz değişimler ve yaptığınız denemelerin
nasıl sonuç verdiği ile ilgili neler söyleyebilirsiniz?
Geçen yıllardaki resimlerim daha yumuşak formlardan oluşuyordu.
Şimdi daha sert bir yapıya büründüler ve renkler de giderek
canlandı. Bir de ilk olarak desen, resmin içine girince bir
varoluşun başka bir katmanı oluştu ve resmi ikiye böldü. Boyayla
giydirilmeye çalışılmış figürler ve tamamen çıplak desenlerin
karışımı... Aynı mekandalar, ama tamamen farklı doğaları var
ve bu iki doğa birbirlerinin yörüngelerinde bakışımlı olarak
savrulup duruyorlar.
Resimlerinizdeki felsefi alt yapının önemini sürekli vurguluyorsunuz.
Bu düşünce kaynağını nereden alıyor? Doğu ve Batı arasındaki
geçişiniz bunda ne kadar etkili oldu?
Felsefi açıdan bireyin varlık sorunuyla, sanatçının sanat yapma
dürtüsü, sanatın dışavurumundaki özde buluşur. Bu öz kendi varolma
biçimini ararken, kendini bir yolculuğun içinde bulur. Yolculuk
sanki hep “öteki'”ni bilmektir, öteki kişiyi, öteki zamanı veya
öteki her şeyi... Hatta hep ötekileşmek... Edip Cansever' de
birden bire dile gelir bunu:''Ey suret, neden iki kişisin?”...
Yabancının var olma biçimi budur.
Kültürler arası ve mekanlar arası yolculuklar buna katkıda
bulunurlar ve bir sonrakine olan göç, bir öncekini bellekte
özel bir yere yerleştirir ve onu unutulmaz kılar. Kendisi ve
kültürel dünyası terk edilen geçmiş, bulanıklaşma yerine giderek
netleşir ve kendini yeniden doğurur. Kanımca yabancının belleği
böylece kuvvet kazanır ve yaşadığı anın dışına sık sık yaptığı
zihinsel yolculuklar onun dünyayı algılamasını da kuvvetlendirir.
Bu bağlamda kendimi şanslı buluyorum. Doğuda, bir paket sigara
almak için on beş kilometrelik ıssız yollar yürüdüm. Bu uzayıp
giden kurak topraklar üzerindeki ıssız yollarda yürürken, sessizliğin
nasıl sese dönüştüğünü; sinek, çekirge vızıltıları ve kavurucu
sıcağın altındaki buğday tarlalarının çıtırtılarının nasıl yüksek
seslere ve şose yollarda adımlarımdan çıkan seslerin, kulaklarımda
nasıl koca patlamalara yol açtığını duydum.
Doğuda zamanın algılanışıyla batıda bu algılayışın değişimi
de etkin bir rol oynamıştır sanırım...
Doğunun zamanı bu ve buna benzer
şeylerden oluşuyor. Elektriksiz uzun kış gecelerinde, babamın,
pilli radyonun kısa dalgasını karıştırarak istasyonlar arasında
dolaşırken çıkardığı parazitler, belki ilk imgeler. O zamanlar
bana göre bu istasyonlardan parazitlerle karışık gelen sesler,
mahallemizin hemen sonunda olan hayali büyük duvarın öteki tarafından
geliyordu. Bu duvarın arkası hakkında hiç kimsenin fikri yoktu.
Belki çağdaş dünya edebiyatını veya şiirini bu duvarın arkasında
keşfettim. Şerefettin yaylasındaki kara çadırlardan köylere
ve oradan da kentlere, İstanbul’a olan yolculuğun üst üste bindirilmiş
zaman kavramları oluşturduğunu düşünüyorum. Belleğin bedene
ve mekana bağlı olmayan zamansal hayatı. Bu olgular, resimlerimdeki
mekanda veya mekansızlıkta figürlerin görsel kimliklerinde kendilerine
bir yer arar gibiler. Figürlere görsel olarak bakış açımda,
eylemleri, ilişkileri ve boşluktaki bütün devinimlerinde bu
kimliklerden izler var sanırım.
Yaratımınızı tetikleyen temel yaşamsal faktörler neler? Şiir
ve edebiyat yaratma pramitinizin hangi katmanında? Resimlerinizde
disiplinler arası geçisin göstergeleri neler?
Daha önce de söylediğim gibi, bu
bir varlık sorununun sanat yapma iç dürtüsüne dönüşmesi veya
buluşması. En temel faktör bu sanırım. Öte tarafta kişi sanat
yapsa da yapmasa da onun oluşumunda katkısı olan sayısız faktör
vardır zaten. Bütün bu sayısız faktörleri bir kenara bırakırsak,
şimdilik beni tetikleyen şeyi, resim yapma eyleminin sadece
kendisi olarak da adlandırabiliriz. Fakat bana göre sanatçının
sorumluluğu büyüktür ve bu sorumluluk sadece kendi üretim alanıyla
sınırlı bir ilgi alanı olmamalıdır. Bu sorumluluğu sanatçı olanlar
için söylüyorum; çünkü sonradan sanatçı olmak zor kanımca. Yani
sanatçı olmayı öneremezsiniz, önerseniz de olabileceğine inandığınızdandır.
Bu bağlamda sanatçı kişilikli birinin, öteki disiplinlerle bir
bağı vardır mutlaka. Aksini düşünemiyorum bile. Bu doğal ilgi
dışında özel eğilimler de olabilir ,o ayrı.
Daha öznel bir yaklaşımda bulunmam gerekirse, gerek resim sanatı,
gerekse diğer sanat dallarındaki eserlerle veya sanatçılarıyla
olan ilişkimi tabiri caizse bir akrabalık ilişkisine benzetiyorum.
Bir tür yakınlık veya yazgısal birlik kurabildiğim sanatçılar,
beni derinden etkiliyor. Bunlar arasında, çoğunlukla ressamlar,
edebiyatçılar, felsefeciler, kuram bilimciler, müzisyenler ve
sinemacılar var. Genel anlamda varoluşun görsel yanı gibidir
resim ve bu saydığım sanat dallarının vücuda gelmiş hali gibidir
benim için. Önce görürsünüz, sonra sesini duyarsınız, belki
sonra kokusunu... Hemen arkasından anlamı gelir, felsefesi,şiiri...
Şiir de bu sanatların üzerine sinmiş, anlamsal estetik gibidir
ve onsuz yapamayacağımı biliyorum.
Bazen bir mısra yıllarca aklımda döner durur, damıtılır, sabırla
bekler, uygun zamanlar ve yerlerde tekrar tekrar vücuda gelmek
ve sürekliliğin sihirli zamanı içinde anlamını çoğaltmak için.
Paul Celan'ın “göz pınarlarında senin /tutmadadır deniz verdiği
sözü” mısrası döner dolaşır, gelir Tagore'nin “bazı acılar için
yürekte bitmek tükenmek bilmeyen gözyaşı kaynakları bulunmalı”
mısrasıyla buluşur. Camus'nün aklın susuz çöllerinde, dünyanın
kendisine ait olduğuna dair kanıtlar ararken, Hilmi Yavuz “sözlerin
kumunda bir vaha idi yaz” mısrasını kurar ve belki o çöllerde
uçuşan, yabancının (figürün) boşluktaki bin bir haline rastlayabilirsiniz
.Belki de daha gerilere gidip, koyu yeşil ve rüzgarlı bir vadide
beyazlar içinde uçuşan üç kardeşi ve altlarındaki patikada telaşla,
aceleyle ve ustalıkla yürüyen annenin imgesini görebilirsiniz.
Ressamın resim yapma süreci, yeni teknikler ve renklerin keşfiyle
gelişiyor. Peki kişinin kendi kişisel yolculuklarındaki keşfi?
Evet genel bir sorundur, bu yeni
teknikler dediğiniz. Düşünsel altyapısı ne kadar kuvvetli olursa
olsun resmin plastik fikri de aynı olgunlukta değilse ikisi
birden zayıflıyor. Kanımca her ne kadar birbirinden ayrılması
mümkün olmasa da, biçim ve içerik bütünlüğü deniliyor. Saf biçim
arayışları veya, mutlaka yeni biçim üretme kaygısı, resmi kısır
döngüye götürebileceğine inanıyorum. O yüzden ,mutlaka yeni
olacak kaygısı gütmedim hiç ve yeniliğin kapılarının bu tavır
içinde daha kolay açılabileceğini düşünüyorum -veya özgünlüğün-.
Bu çılgınca yenilik arayışları, arayanları aynı potada buluşturuyor
ve sıradanlaştırıyor. Milan Kundera'nın dediği gibi bunlar,
“kendi mezarcılarının müttefiki” olmak için canla başla çalışıyor
gibi. Gerçek değer yargılarının kaybolduğu ve kapitalist düzenin
çıkarları doğrultusunda kurduğu spekülatif sisteme yaranmak
için her yola baş vuruluyor. Bu sistemin sahte imajlarla donatılmış
parlak ışıklar altındaki inanılmaz cazibesi, çoğunluğu aynı
yol ağzında buluşturup sürü haline sokuyor. Doğrusunu söylemek
gerekirse bütün bunların tersine, ben bu manzaranın içinde yabancının
yüzündeki o inanılmaz çekicilikle karşılaşıyorum. Hala direniyor
ve inancından hiçbir şey yitirmemiş gibi görkemli...O yüzden
resimlerimi, bir öncekinin üzerine oturabilen ve böylece değişerek
gelişen biçimler olarak değerlendirebilirim. Daha çok, onların
benim olabilmesi için büyük bir çaba harcıyorum ama her defasında
büyük bir yenilgiyle sonuçlanıyor. Yenilgi öteki resmin yaratılması
için gerçek bir neden doğuruyor. Bu yenilgiyle öteki resme başlarken,
daha önce yaptığım resimlerin benden uzaklaşarak yabancılaşmasına
tanık oluyorum, kişileşiyorlar sanki, yalnız başlarına ve bağımsız.
“Tuval resmi bitti” düşüncesini nasıl yorumluyorsunuz?
Sürekli birileri bir şeyleri bitiriyor
bizim adımıza. Resim bitti, dostluk bitti, aşk bitti, hatta
yoktu gibi saçmalıklar. Bir şeyler bitmiyor aslında, insanlar
bitiyor sadece. Değişim kaçınılmaz, evet değişiyor, değişmeli
de; ama bitmedi. Kim bitiriyor bütün bunları? Eğer sizin için
bir şeyler bitmişse, o sizin sorununuzdur veya seçiminizdir.
Eğer aşık olamıyorsanız o aşkın bittiğinden değildir, sizin
yüreğinizde aşkın bitmesindendir. Tuval resminin bittiğine dair
kehanetlerde bulunmakla övünenlerin önünde birkaç seçenek vardır
bence. En doğru olasılıkta seçimleri başkadır ve bu çok doğaldır,
iyidir hoştur, başka malzemeler, zenginlikler çıkar ortaya.
Herhangi bir alanda ufkumuz daraldığında, onun bittiğine dair
düşünceler üretmek alışkanlıklarımızdandır zaten. Ama daraldığı
iddia edilen ufukların bir yerlerinde sürprizler her zaman saklıdır.
Umulmadık bir anda ortaya çıkar ve hepimizi şaşırtırlar.
Nurettin Erkan’ın duyuları resmine malzeme olacak türlü etkilere
karşı ardına kadar açık ve her an bir yolculuk kararı alabilir
kendi içinde. Bu akışı bir süre ertelemesini ve sorulara yanıt
vermesini istediğimde hızla yanıtladı ve devam etti yoluna.
Önünde bir sergi, ardından kendisi için de bir bavul hazırlayarak
çıkacağı gerçek bir yolculuk vardı. Önce Londra ardından Paris...
www.okuyanus.com.tr