Kozmik kraliçe

-------------------------------------------------------
:: Yüksel Aydın ::22 Aralık 2003 Dilek KAYKILAR

Yedi çocuklu bir ailenin ikinci çocuğu Yüksel Aydın. Iğdır'da doğmuş ama Adana'ya taşındıkları için eğitimi orada başlamış. İstanbul'da devam etmiş. Okurken ailesinin ihtiyacı olduğu için çalışmış. Eğitimi bitince 17 yıl devlet memurluğu yapmış, telefon santralinde görev yapmış. Evlenmiş, iki oğlu olmuş. Aydın, ikinci çocuğu iki yaşındayken ilk resim sergisini açmış. Yıl 1987. O günden bu yana ikisi yurtdışında 49 kişisel sergi açmış. Aslında kendisini ifade şekli olarak yıllarca yazıyı kullandığını söylüyor: "Kendimi bildim bileli yazıyla, edebiyatla haşır neşirdim. Sonra bir gün bir şey oldu, kendimi yazıyla ifade edemediğimi fark ettim. Belki kadın olmanın dezavantajıyla sevinçlerinizi yaşadıklarını anlatamıyorsunuz. Bu saptama beni resme yöneltti. Sanat dünyasında "kozmik kraliçe" olarak adlandırılan Yüksel Aydın'ı Şair-Ressam Engin Turgut şöyle yorumluyor: Sanki bayan planet, sanki bayan atlantis. Onun resmine bakanın dili çözülüyor, zekası açılıyor ve kozmik bir yolculuğa doğru hareket ederken yanınıza kendinizden başka bir şey almıyorsunuz. Sanki O ve resimleri bu dünyaya ait değil. Kozmik bir gücün Yüksel Aydın'ı kayırdığını ve hayatın görünen ve görünmeyen yüzünü her şeyin kendisine pozitif bir enerji olarak döndüğüne inanıyorum. Yüksel Aydın sanki derinlikler ressamı, sanki Tibet Tapınağı'ndan yüzyıllar önce mezun olmuş, sanki Bayan Atlantis, sanki Bayan Planet, sanki geçmiş, gelecek ve şimdi olan, yani sadece kendisi olan bir sarmal." Bugünlerde Yüksel Aydın'ın sanatı ve hayata bakışıyla ilgili bir belgesel filmi Sinemacı İsmet Arasan çekiyor.

1985 yılına kadar resim yapmamış mıydınız?

- Tabii yapıyordum, mesela iki dakikada sizin portrenizi yapabilirdim ama bana göre onlar resim değildi. Resim yapabilmek veya bir şeyi resmedilmek resim değildir. Resim daha kendinizden yorumlayarak hayata bakışınızla ilgili felsefi sorularınızın dökümü gibi bir şey. Resimle daha aktif uğraşamadım önceleri çünkü annelik görevlerim vardı, evde olmam gerekiyordu.

Resim sizin için ne ifade ediyor?

- Belki de hayatı sorgulamanın en kestirme yollarından biri. Başka dünyalardan gelen bir mesaj gibi. Hayatın bir hologram olduğunu düşünüyorum. Baktığınız zaman bir kitabı, bir şiiri sonuna kadar okuyorsunuz. Ama resim ilk baktığınız anda okunan koca felsefe kitabı ya da bir senfoni gibi.

Resimlerinize bakanlar nasıl etkileniyor?

- Bütün insanların aynı şekilde etkilenmeleri beklenemez. İnsanların bilinci, zamanı ve farklılığı oluşturur. Aynı hız gibi. Onun için dünyadaki tüm insanların bir tablo için aynı hisleri duymasını bekleyemezsiniz. Felsefi boyutta kendini sorgulayan, onun bütün oyunlarını takip eden insanlar benim resimleri daha çok hissediyor.

Önceden hatırlatıyorum

Size neden kozmik kraliçe diyorlar?

- Hiç görmediğim yerlerin resimlerini yapıyorum. 1999 depreminden önce Dalyan'daydım. Bir resim yaptım. Sanki depremi görmüşüm ve yaşamışım gibi oldu. Bizim ülkemizde çok sıradan insanlar yaşamıyor. Şuuru açık insanlar var. Sadece bunları adlandırabilecek işarete ihtiyaçları var. Dostluk, arkadaşlık ilişkimizin sağlamlığı sonucu beni yakından tanıdıkları için o işareti benim verdiğimi düşünüyorlar. Bazen ben kendimi insanlara erken hatırlatan biri olarak görüyorum, bazı insanların ihtiyaçları var. Ama bunu bir misyon olarak görmüyorum.

Anlattığınız bu farkındalık sizi aynı zamanda yalnızlığa götürmüyor mu?

- Hayır aksine bana komik bir dünya açıyor. Farkında olunca insanların ne kadar sanal şeyler için acı çektiğini kavga ettiğini, gözünü oyduğunu görüyorsun. Çünkü bütünlük olarak baktığınızda nihai geleceği görüyorsunuz. Mesela yeryüzünde bir çocuk insanların ihmal nedeniyle ölmüşse bütün dünya insanlığının bunun acısını çekeceğini biliyorum.

Peki nedir insanları bu sanal şeylerle uğraşmaya iten?

- Mesela gelecekle ilgili hırslar insanın kaygı duymasına neden olur. İki güdüyle hareket eder insan. Korumak ve türünün devamı. Tüm canlılarda var bu. Tarih boyunca kuleler, evler yapmışlar kendilerini korumak için. Bütün bunların temelinde bana göre paylaşımcı olmamak, sevgisiz olmak yatıyor. Ve hepsinin temelinde türünü devam ettirme isteği yatıyor. İşte dünya ticaretinin yüzde 70'i bu güdüye hizmet ediyor. Moda, güzellik, estetik sektörler bundan çıkıyor. İnsanlar bunu varlık nedeni olarak görüyor.

Ya egolarımız?

- Hayatı beden içinde bırakırsak egolarımız, ağır basacaktır. Hayat sadece beden içinde yaşanmamalı. Kendimizi bedenimizi dışından izlemek gibi bir yeteneğimiz olmalı. Egomuz bizi hayata bağlayan ana çakramız, görüntümüz, saçımız başımız dış görünümümüz. Ama bu kadar.

Bütün bu dünyevi şeylerden kurtulup daha derine inmek için ne gerekiyor?

- Aşk... Çünkü aşk başka bir şey. Çok evrensel, onu bedenden çıkarmak gerekiyor. Ancak gerçek insanlar enerji paylaşımı yaşayabilir."

Sizce dünya nereye gidiyor?

- Dünyada bütün sistemler kendini sorguluyor. Üst düzeydeki devlet yöneticileri ve politikacıların ortalama bilinciyle yeryüzündeki kozmik bilinci taşıyan insanlar arasında fark var. İnsan hem kendini hem başkalarını sevmeli, yaratılmış her şeyi sevmeli o zaman yaşadığı evreni başka algılayacak. Belki bir alışveriş başlayacak bir karınca ile insan arasında, bitkilerle insanlar arasında.

www.aksam.com.tr