 |
|
 |
 |
 |
KISA KISA
5 Şubat Pazartesi, 2007
Batılı dillerin çoğunda perception, bizim de vaktiyle -Arapça'dan gelen- idrak kelimesiyle karşıladığımız algı, çevremizdeki nesnelerle karşılaşmamızdır. Çeşitli duyu organlarımıza dayanarak, yani görerek, işiterek, dokunarak, tadarak gerçekleşir bu karşılaşma, ne var ki, "görüyorum" dediğimiz anda bile, öteki duyular da karışır işe, görüşü tamamlar ve kimi zaman onun yerine geçer..
Servet Tanilli, Yaratıcı Aklın Sentezi,
Felsefeye Giriş, Alkım Yayınevi, 2006
İnsan doğası gereği, gördüğünü bildiğinden ayırması psikolojik anlamda olanaksız olduğu için, biçim, her insan için bilineni yansıtmadır.
Sıtkı M. Erinç, Resmin Eleştirisi Üzerine,
Ütopya Yayınevi, 2004
.toplumun algılama konusundaki yavaşlığından insafsızca yararlanan işadamları, politikacılar, medya kazanıyor. kaybeden sürekli toplum oluyor.
Öztin Akgüç, "Algılama Yeteneği",
Cumhuriyet, 7 Temmuz 1996,
kaynak: Servet Tanilli, Yaratıcı Aklın Sentezi, Felsefeye Giriş, s.112, Alkım Yayınevi, 2006
Nasıl ki, bir hayvanın bilinci zorlanıp soyutlamalarla uğraşır hale getirilemezse; benzer şekilde, insan bilinci, o anki somutluklardan başka hiçbir şeyle uğraşmaz hale getirilerek daraltılamaz.
Ayn Rand, Estetik, http://www.bencil.org/Estetik.htm
 |
25 Ocak Perşembe Yanıtlayamadığım mektuplar sabırla bekliyor masamın üzerinde. Biri de Mahir Uzunosmanoğlu'nun mektubu. "Seçme ya da tercih hakkının kullanılamadığı bir 'ev'den" yazmış. Yani? Anlaşılmıştır: Cezaevi'nden. Bu durumda, bulunduğu ortama en uygun arkadaşın radyo olması doğal. Ancak, TRT kısaltması Te Re Te diye okunurken FM'nin niye Fe Me diye değil de eF eM diye okunduğna, kendi tabiriyle "kafayı takmış" durumda. Bir buçuk yıl boyunca TRT'nin bu radyosunda her hafta konuşmuş, ama bu soruyu bir türlü soramamıştım. Hay sen çok yaşa Mahir Uzunosmanoğlu! Arkana gizlenip rahat rahat sesleneceğim şimdi: Kısaltmanın hangi dilde yapıldığı önemli değildir. Hangi dilde kullanıldığı önemlidir. Kullanıldığı dilde o harfler (harf olarak, tek başlarınayken) nasıl okunuyorsa kısaltma da öyle okunur Kuralımız budur. Zaten hangi kısaltmanın hangi dilde yapıldığını bilmemiz her zaman olanaklı değildir. Hangi dilde yapılmış olursa olsun İngilizce'ye göre okumak da onurlu bir davranış değildir.
Feyza Hepçilingirler , Türkçe Günlükleri, Cumhuriyet Kitap Eki, 8 Şubat 2007
Bir eserin tartışma yaratması, uzun vadeli sanatsal bellekte değilse bile, kısa vadeli toplumsal bellekte belirli bir yer edineceğini garanti eder -zaten içinde olduğumuz bu postmodern günlerde kimse uzun dönemli bellek diye bir şey olduğuna inanma zahmetine girmiyor. Tartışma, çağımızda derin düşünmenin yerini almıştır; derin düşünme moda olmaktan çıkınca klişe olma özelliğini de yitirmiş, bu kez de tartışma - yani bu sanat mı yoksa değil mi? (bu sanat olmalı, çünkü bir sanat kurumunda sunulmuş, yani sanat olmak üzere düzenlenmiş)- klişe olmuştur.
Donald Kuspit, Sanatın Sonu,
Metis Yayınları, Şubat 2006
Göz, kendini yapıta yerleştiren yolları izler.
Paul Lee, Çağdaş Sanat Kuramı,
Dost Kitabevi Yayınları, 2006
Fakat görme biçimi, öncelikle, şüphesiz bir kültür sorunudur. Hem sanatçının, hem de alıcının kültür sorunu. Bu kültür, bir anlamda resmin göstergeselliğine uygun düşecek bir kültür tanımlamasını da gerekli kılabilir; yani imgeyi görme, iletiyi yakalama ile kültür arasında bir sebep-sonuç ilişkisi bulunmaktadır.
Sıtkı M. Erinç, Resmin Eleştirisi Üzerine,
Ütopya Yayınevi, 2004
[.] insan imgelere bakmaktan zevk alıyorsa, bu onun, bakarken bilmeyi öğrenmesinden ve "bu şey, odur" dediğinde, kendini o şeyin ne olduğunu artık biliyor kabul etmesinden kaynaklanır. Çünkü o şeyi daha önce görmemiş olsa, onun canlandırılmış biçimi ona zevk vermez ve söz konusu zevk, ortaya konan bitmiş işte kullanılan renkten ya da benzeri bir başka nedenden kaynaklanmış olur.
"Aristoteles, Öykünmenin Zevki,
Poetika, Böl. IV, 48b4-19"
Kaynak Kitap: Beatrice Lenoir,
Sanat Yapıtı, Yapı Kredi Yayınları, 2003 s.48)
Sanatçılar, tersine, varlıkların ve şeylerin benzersizliğini kavrar ve gerçekliğin gerçek deneyiminin saflaştırılmış değişkesi olan yapıt böylelikle, tipik olmayan bu kavrayışı başkalarıyla paylaşmanın bir tarzını oluşturur: " [.] kendi üzerimizde aynı çabayı göstermeye bizi de özendirmek için, kendi gördükleri şeylerin bir bölümünü bizim de görmemizi sağlamaya çalışacaklardır [.] (11)Yapıt böylelikle, gerçekliğin özel bir deneyimini bizimle paylaşacak bir ortam olarak ortaya çıkar: içsel aydınlanma yapıtın gerçekleştirilmesinden ayrı tutulabilir. [.] (12)
Quadrige, Gülme, PUF, 1940, s.116-118
Kaynak Kitap:
Beatrice Lenoir, Sanat Yapıtı, Yapı Kredi Yayınları, 2003 s.26
 |
İnsan, -tabiatı itibariyle- genelleme yapmaktan kendini alamaz; bağlamsız olarak, geçmişsiz veya geleceksiz olarak an-be-an yaşayamaz; bütünleştirme kapasitesini -kavramsal kapasitesini- elimine edip, bilincini bir hayvanın algısal menziline hapsedemez. Nasıl ki, bir hayvanın bilinci zorlanıp soyutlamalarla uğraşır hale getirilemezse; benzer şekilde, insan bilinci, o anki somutluklardan başka hiçbir şeyle uğraşmaz hale getirilerek daraltılamaz. İnsan bilincinin o müthiş güçlü bütünleştirme mekanizması, doğuştan oradadır; insanın sahip olduğu tek seçenek, onu yönetmek veya onun tarafından yönetilmektir.
Ayn Rand, Estetik, http://www.bencil.org/Estetik.htm
KISA KISA ARŞİVİ
|
 |
|