 |
|
 |
 |
 |
KISA KISA
4 Temmuz Çarşamba , 2007
21. YÜZYIL YENİ BİR KEŞİF ÇAĞI
21. yüzyılın yeni keşifler çağı olacağına inanıyordu Atilla İlhan. 1492'de Kristof Kolomb'un Amerika'ya adım atışıyla yaşanılan toplumsal değişiklikler gibi uzay keşiflerinin de değer sistemlerini altüst edeceğini belirterek şunları söyler koca şair: "Yeryüzündeki birtakım değerler sistemleri çok sarsılacak. Çünkü dünyanın çerçevesi içinde tutuşmuş sistemler bunlar. Halbuki uzay sistemi içinde baktığın zaman, onların kıymetleri birden sıfıra iniyor. Yani, diyelim ki Gana'daki hükümet darbesine uzay ölçüsünden kozmik baktığın zaman, komik bir olay. Hiçbir önemi yok. Uzay zamanı içinde değerlendirmeye kalktığın zaman, salise; saniye bile değil. O kadar kısa bir sürede gelip giden şeyler bunlar. Bunlar beni etkiliyor."
Atilla İlhan ve uzay...
Kule Canbazı, Sunay Akın
Cumhuriyet Gazetesi, 28 Mayıs 2007
 |
Geçmişin sanatı, eskiden olduğu gibi değildir artık bugün. Yetkesini yitirmiştir. Onun yerine bir imgeler dili oluşmuştur. Şimdi önemli olan bu dili kimin, ne amaçla kullandığıdır. Bu da yeniden canlandırmaların yayın hakkı, sanat basımevleriyle yayınevlerinin kimin elinde olduğu, sanat galerilerinin, müzelerin genel tutumu sorununa gelip dayanır. Çoğu zaman dendiği gibi bunlar sanatı ilgilendiren, sınırlı sorunlar değildir. Bu denemenin amaçlarından biri de gerçekten tehlikede olan şeyin çok daha büyük olduğunu göstermektir. Kendi geçmişinden kopmuş bir halk ya da sınıf, seçmede ve eyleme geçmede tarih içinde kendi yerini bulmuş bir sınıf ya da halktan çok daha az özgürdür. İşte bunun için -tek neden de budur zaten- geçmişin tüm sanatı bugün siyasal bir sorun olarak karşımızdadır.
John Berger , Görme Biçimleri
Metis Yayınları, Ekim 2003, Dokuzuncu Basım
 |
Sanat yapıtı, örneğin bir roman, bir resim, bir heykel ve bir müzikal kompozisyon bir var olandır. Bir var-olan olarak, bir sanat yapıtı, var olanlar arasında her hangi bir var olan değil, tersine kendine özgü nitelikleri, kategorileri olan ve kendisiyle ilgi kuran süje'den, okuyucu veya seyirciden belli bir tavır ve belli bir yaklaşım tarzı bekleyen, sanat yapıtı dediğimiz bir varlığı ifade eder. Okuduğum şu roman, bir sanat yapıtı olarak vardır, duvarda asılı olan şu resim bir sanat yapıtı olarak vardır, önümde duran şu heykel bir sanat yapıtı olarak vardır ve dinlediğim şu müzik bir sanat yapıtı olarak vardır. Ama şimdi sorabiliriz: bir romanın, bir resmin, bir heykelin ve bir sanat yapıtı olarak varlığı nasıl bir varlıktır? Örneğin bir heykelin taştan, metalden ya da ahşaptan yapıldığını düşünürsek, onun varlığının yapılmış olduğu taş, metal ya da ahşaptır diyebilir miyiz? Gerçi, bir heykel ya taştır ya da metaldir ya da ahşaptır. Ama bir heykel bir taş, bir metal ya da kütlesidir diyebilir miyiz? Yoksa onlar yapılmış oldukları bu maddi varlığın yanında bir başka varlığa da mı sahiptirler? O zaman nasıl oluyor da söz gelişi, mermerden yapılmış bir heykeli onun maddi varlığını, mermer ya da metal kütlesini parçaladığımızda onu yok etmiş oluruz?... [Alıntı yapılan yazının devamı ]
Felsefi bir yaklaşımla
sanat yapıtının varlığı üzerine,
İsmail Tunalı
Artist modern, Temmuz - Ağustos 2007
 |
KISA KISA ARŞİVİ





|
 |
|