Güçlü Sanatıyla Yaşama Meydan Okumuş Bir sanatçı FİKRET MUALLA
1937
yılının bir kış sabahı Sabri Berkel ve yakın arkadaşları Fikret
Mualla`yı Paris`e yolcu etmek üzere Sirkeci garına gelirler.
Fikret Mualla`nın üzerinde kendisine yolculuk için hediye edilen
yepyeni, şık bir palto vardır.
Avrupa kıtası bu sıralarda toplumsal karışıklıklar yaşamakta,
ikinci dünya savaşının hayaleti her yerde dolaşmaktadır. Toplumsal
ve sanatsal faaliyetler durmuş, herşey çöküşe doğru büyük bir
hızla yol almaya başlamıştır. Herşeyin alabora olduğu bir dönem.
Nejat Melih Devrim'in deyimiyle, Paris'e o yıllarda adım atmak
büyük bir çılgınlıktır aslında. Fikret Mualla, üç gün üç gece
süren tren yolculuğundan sonra Paris'e ulaşır ve ilk işi arkadaşlarının
kendisine hediye etmiş olduğu yeni paltoyu satmak olur. Böylelikle,
sanatçının Paris serüveni başlar.
-----------------------------------------------------------------
Fikret Mualla, Türk sanatçıları arasında yüzyılın ilk
yarısında batıya yerleşmiş ve orada yaşamını tamamlamış bir
ressamımızdır. Sanatçı en verimli dönemlerini orada yaşamış,
anlatılan bazı anektodlara göre de günlük hayatta insanların
çoğunun değer verdiği şeylere sırtını dönerek sadece kendi sanatında
yoğunlaşmış ve kendini yaşamıştır. Çocukluğunda yaşamış olduğu
trajik bazı olaylar onun kişiliği üzerinde yıkıcı etkiler bırakmıştır.
Yaratıcı
sanatçılara has bir enerjiyle, kendisini içinde bulmuş olduğu
toplumsal baskılar, yasaklar, klişeler onun ruhunda isyanlara
yol açmıştır. Kalıplaşmış bütün baskılara karşı duran sanatçı
için iki önemli şey vazgeçilmez hale gelmiştir: Resim yapmak
ve şarap. Gerçekte o, kendi ruhunu onaylamış, yaptığı resmi
büyük bir özgüven içinde savunmuş, kendi tarzının sözcülüğünü
davranışlarıyla insanlara ima etmiştir. Hayata karşı umursamaz
tutumuyla adeta herşeye meydan okumuştur. Fikret Mualla hiç
bir zaman gelecek kavramına sahip olmamıştır. O her zaman şimdiyi
yaşayıp tüketmiş, öte yandan da anını tüketirken birbirinden
ilginç ve güzel resimler üretmiştir. Sanatçı için toplumsal
kodlar ne kadar önemsizse, boyaları ve fırçaları o derecede
önem taşır. Onun için dünyada resim kağıtları, boyaları ve fırçaları
kadar değerli hiç bir şey yoktur. Ruhunda kopan fırtınalar,
yaşadığı gerginlikler, endişeler ve korkular elindeki fırçasından
kağıtlara akarken sıradışı bir estetiğin ve kendine özgü bir
üslubun habercisi olur. Fikret Mualla diğer ressamIardan çok
farklı boyutlara varan bir yorumun benzersiz örneğini oluşturmuştur.
Türk resmi içinde avangard sayılan bir kanatta yer alır.
Ellili
yıllarda kompoze etmiş olduğu resimlere baktığımızda aynı yılların
Türk resim sanatı ve estetiğinden çok ileri noktalarda bulunduğunu
hemen görebiliriz. Öncelikle bu yıllarda Fikret Mualla'yı çağdaşlarından
ayıran özelliğin rengi kullanma ve algılama biçimi olduğunu
söyleyebiliriz. Soyut sanatın dışında devinen figüratiflerde
bu sıralarda renk kavramı gelişmemişti. Fikret Mualla`nın yapıtları
ise olağanüstü renkler ve çevresinde gördüğü insanların ilginç
deformasyonlarıyla doludur. Burada resimde acemice yapılmış
izlenimini veren üslup gerçekte Türk resim tarihinde benzeri
olmayan farklıbir tarzı açığa çıkarmaktadır. Sanatçının ruhsal
iniş ve çıkışları zaman zaman farklı ürünler vermesine neden
olmuştur.
Kendisini
kötü hissettiği günlerde resimde siyah, beyaz ve gri renkler
kullanmış, mutlu ve neşeli olduğu günlerde ise son derecede
renkli çalışmalar yapmıştır. Kısaca renk onun ruhsal dünyasının
iniş ve çıkışlarının bir ifadesi ve taşıyıcısı olmuştur. Öte
yandan akademik gözle bakıldığı zaman yanlış bir resim izlenimi
verir. Sanatçı, Akademi çevrelerince tüm sanat hayatı boyunca
ressam olarak kabul edilmemiştir.
Fikret
Mualla`nın sanatında zirve noktası 1950`li yıllara rastlar.
Bu yıllarda kendisi renkli guaşlar yapmış, hemen yanı başında
devinmekte olan soyut sanat aktivitesinden etkilenmediği gibi,
kendi üslubunu bildiği gibi sürdürmüş bir sanatçıydı. O sıralarda
Fahrel Nissa Zeid, Sabri Berkel ve Nejat Melih Devrim gibi sanatçılar
renkli soyut tuvaller yapıyorlar ve izleyenleri bu ifadelerle
şaşırtıyorlardı. Fikret Mualla ise bildiğinden şaşmıyor, gerek
hayatta, gerekse sanatta yolundan sapmadan devam ediyordu. Çılgın
olduğu kadar kararlı, aşırı duygusal olduğu kadar da inatçıydı.
Paris kentinin artistik bohemyasına denk düşen ruhu ancak resim
yapmaya başladığında sakinleşiyor ve ortaya nefis kompozisyonlar
çıkarıyordu. Bu fırtınalı ruh gerçekte ne yaptığı resimlerin,
ne hayatının değerini bilebilmiş, ne de yakın çevresince yeterince
değerlendirilebilmiştir.
Ne
yazık ki ben kendisiyle karşılaşma olanağını hiç bir zaman bulamadım.
İkimiz de çağın farklı zaman dilimlerinde bulunuyorduk. Zamanın
dökümü farklı olsaydı ve biz tanışmış olsaydık, onun bütün eserlerini
Türkiye'ye getirtir ve ona dev boyutlarda resimler yaptırtmayı
denerdim. 1967' de öldüğü zaman ben Akademi üçüncü sınıfta okuyan
bir öğrenciydim. Ve yine öğrencilik yıllarından anımsadığım
kadarıyla Fikret Mualla; sanat ortamı ve bir kaç diplomatın
dışında çok az kişinin tanıyabildiği ve ilgi duyduğu bir konumdaydı.
Sanatçıyla ilgili sayısız anektodlardan biri de amcam Süreyya
Baraz'ın aktardığıdır. Süreyya Baraz, Paris'de Siyasal Bilgiler
Fakültesi'nde öğrenciyken sanatçı ile tanışır ve kendisiyle
yakından ilgilenir.
Bir
sabah Fikret Mulla, onun evinden içeriye büyük bir hışımla girer,
şiddetle paraya ihtiyacı olduğunu söyler. Amcam, sabah mahrnurIuğu
içinde kendisine uzattığı cüzdandan istediği kadar almasını
söyler. Sanatçı bir miktar para alıp gözden kaybolur. Bir kaç
saat sonra oldukça büyük bir sehpayla geri döner. Sanki hayalindeki
resim sehpasına kavuşmuş gibidir. Ancak, bir süre sonra düşlediği
ve satın almak için zorlandığı resim sehpasını bırakıp, bir
daha sormamak üzere ayrılır.
Devimsi sehpanın onu ne kadar heyecanlandırdığını şimdi düşündüğüm
zaman, ben de etkileniyorum. Kimbilir, belki de büyük boy resimler
çalışmak istemiş, ancak bu isteğini bir türlü gerçekleştirememişti.
Nitekim, şimdiye kadar rastladığım ve incelemiş olduğum bütün
Fikret Mualla resimleri 70-80 cm'yi geçmez.
Türk
sanat ortamında ilk galerimi açtığım yıllarda, ki bu 1975 tarihine
rastlar, Türk burjuvazisi sanatçıyı tanımıyordu bile. Çünkü
o tarihlerde ne resmin kavramsal değerleri, ne de galericilik
bilinmiyordu. Fikret Mualla giderek artan bir süreç içinde sanatseverlerin
gözdesi haline geldi. Bu yıllardan sonra Türk Koleksiyoncuları
Türk resminin klasik ve empresyonist dönemine yönelirken, bütün
bu yatırımların yanısıra bir de Fikret Mualla satın almaya başlamışlardır.
Koleksiyoncularımızın çağdaş resim tutkusu Fikret Mualla ile
başlamıştır diyebiliriz. Bir anlamda klasik resim toplayan koleksiyoncuların
ilk çağdaş ressamı olmuştur. Koleksiyonerler açısından renkli,
sempatik ve çekici resimlerdi bunlar. Benim ise şimdiye kadar
görmüş olduğum en güzel Fikret Mualla resmi "İskambil Oynayanlar"
adlı kompozisyonudur.
Sayısız Fikret Mualla gördüm ve inceledim. Ne yazık ki üslup
olarak çok kolay sahtesi yapılabilen bir resimdir bu. Sonuçta,
sayısız sahte Fikret Mualla üretilmiş ve satılmıştır. Bugün
Türkiye'de binlerce Fikret Mualla vardır ve onun yaşamı bu kadar
çok resim üretmeye hiç de uygun değildir. O, hiç bir zaman binlerce
resim yapmadı. Sağlığında kaç resim yaptığı, kime sattığı, hangi
koleksiyonlara girdiği pek bilinmiyor. Elimizde yapıtlarının
fotoğrafları, slaytları ya da belgeleri olmadığı için bu alanda
büyük bir karışıklık yaşanmaktadır. Aslında, işin boyutları
ilginçtir. Fikret Mualla'nın parasızlık nedeniyle Fransa'da
yayınlanan takvim yapraklarının arkasına yapmış olduğu resimleri
bile bugün taklit etmişlerdir. O yılların Fransız takvimlerini
bulup, kağıtların arka yüzlerine sanatçının eserlerinin sahteleri
yapılmış ve satılmıştır. Dikkat edilmesi gereken bir konudur
bu.
Fikret
Mualla`nın batı toplumunda ünlenmesi iki tablo simsarının sanatçıdan
resimleri aldıktan sonra Galeri Marcel Bernheim`de açtıkları
sergiyle başlamıştır. Bunun arkasından madame France Bertin`in
17 Ocak 1959`da, 19 Rue Gueneguad`da açtığı sergi sanatçının
adının yaygınlaşmasını sağlamıştır. 1964 yılında ünlü sanayici
Oscar Gess sanatçıyla karşılaşmadığı halde resimlerini çok beğenerek
satın almış, Fransız bir galerici sayesinde çok büyük bir Fikret
Mualla koleksiyonuna sahip olmuştur. Oscar Gess Cenevre'deki
Petit Palais`te Fikret Mualla`yı sürekli sergilemişti. Oscar
Gess koleksiyonu sanatçının en seçkin eserlerini kapsıyordu.
Sonradan bu koleksiyon Oscar Gess`in kararıyla satışa konulmuş
ve son yıllarda bir Türk koleksiyoncunun eline geçmiştir.
Türk resim literatüründe yayınlanan Fikret Mualla yazılarının
çoğu, onunla ilgili anlatılan anektodlara dayanır. Sanat yazarları
sanatçıyı batılı iki ünlü sanatçıyla neredeyse özdeşleştirmişlerdir.
Henri de Toulouse-Lautrec ve Van Dongen`in estetikleriyle arasında
yakınlıklar kurulmuş ve etkilendiği sanıImıştır. Bu sav baştan
aşağıya yanlıştır. Fikret Mualla`nın bu sanatçılarla yakından
uzaktan hiç bir ilgisi olmadığı gibi, onlardan da hiç etkilenmemiştir.
Fikret
Mualla`nın yaşamı oldukça trajiktir. Ülkesinden uzakta, hiç
kimsenin arayıp sormadığı, büyük bir yalnızlık içinde ölmüştür.
Ölüm döşeğine kadar gözleri resimden başka bir şey görmemiş,
bir yandan resim yaparken, öte yandan Paris kentinin artistik
bohemyasını doyasıya yaşamış, boyaları ve fırçalarıyla haşır
neşir bir hayat geçirmiştir.
Gerçekte Fikret Mualla, artistik yeteneğinin karşılığını hayatıyla
ödemiş sayılı sanatçılardan biridir.
www.antikalar.com