 |
|
 |
|
 |
Meydan düşmanlığı
Meydanların insanların toplumsal ve kentsel
yaşamlarında iç içe geçmiş bir önemi vardır.
Meydanlar bir şehrin başlıca
sembolüdür. Meydan tasarımı içinde yer alan düzenlemeler, heykeller ise
insanların bir şehir hakkında fikir edinmelerini sağlayan
unsurlardır.

Birçok
planlı kent modeline bakılırsa meydanların insanların sosyal ihtiyaçları
doğrultusunda şekillendiği görülür.
Meydan; genişlik, ferahlık, açıklık
gibi işlevsel unsurlarla şehir yaşamı içinde önemli bir yer tutar.
Çünkü 21.
yüzyılda kentler her geçen gün göç alan, sıkışık, dar ve yüksek mimarinin
sembolleştiği yerleşimler olmakta.
Keza tarihte de birçok kent yine
özellikle böyle tasarlanmış olduğunu görebiliriz.
Antik yunanda meydan
toplanılan şehrin geleceği hakkında karar alınan yerdi.
Başlı başına bir
kamusal alanı ifade ediyordu.
Avrupa tarihindeki kent modellerinde meydanın
işlevi dar sokaklardan geniş alanlara çıkış ile dini bir gönderme ile açık bir
çağrışım yapılmıştır.
Meydanlara ulaşan insan tanrıya ulaşan, ferahlığa
ulaşan insan olarak tarif edilmiştir.
Bu sebepten kaynaklı meydanlar bir
yada bir çok sanatçının elinde çıkma objelerle süslenmiştir.
Meydan tasarımı
başlı başına bir sanat dalı haline gelmiştir.

Modern şehirlerde ise kent içine
sıkışmış insan için şehrin daha da yaşanır bir alan olduğu fikrini açığa
çıkarmak için geniş ve ferah meydanlar bilinçli bir şekilde
kullanılmıştır.
Tüm bu meydan değerlendirmelerine baktıktan sonra 2010
yılında İstanbul gibi gerek ülke gerek bölge için çok önemli bir tarihi ve
kültürel yerleşim alnında açık bir meydan düşmanlığı güdüldüğünü
görüyoruz.
Osmanlıda bile meydanlara verilen önem bu günkünde çok çok
fazladır.
Birçok meydan özellikle yukarıda bahsettiğimiz sebeplerden
tasarlanmış ve günlük yaşamın önemli bir parçası olmuştur.
Meydanlar tüm
dünyada olduğu gibi birçok toplumsal değişimin sesiz tanıkları
olmuşlardır.
200 yıllık tarihimizde bile Islahat Fermanının okunmasından 68
öğrenci hareketlerine kadar birçok olayın simgesi meydanlar
olmuştur.
Meydan da olmak hayatın içinde olmak ticaretin içinde olmak
siyasetin içinde olmak anlamına geldi her döneminde.

Ama 1950lerden başlayan meydan
düşmanlığı 12 Eylülle birlikte katı bir meydan fobisine döndü.
Son yıllarda
İstanbul’un yönetiminde söz sahibi olanlar ise bu meydan düşmanlığını hat
safhaya çıkardırlar.
İstanbul’un sembolü olan birçok meydan o yâda bu
sebeple fiili olarak meydan olmaktan çıkarıldı.
Geçiş alanlarına
çevrildi.
Şehir insanının nefes alma olanağı bulduğu meydanlar otobüs
duraklarına, bekleme istasyonlarına, inşaat çalışmaların ayrılarak yok edildi.

2010 yılında dünya kültür
başkenti olmaya aday olan İstanbul meydanlarını bir bir kaybederek sıkışık
binalar içinde, nefessiz yaşamak zorunda olan insanların mecburi ikamet alanı
haline geldi.
Şehri şehir yapan kamusal alanlarını bir bir yok edecek
adımları atan hiçbir yönetici tarihte başarılı olmamıştır.
Çünkü her
şeyde olduğu gibi aşırı sıkışma kendi içinde bir patlamayı da beraberinde
getirir.
Kentin sosyal donatı alanları ne kadar iyi düşünülmüş insanların
toplumsal kullanımına göre tasarlanmışsa şehirde o kadar yaşanılır bir hal
alır.
Bu tabloda İstanbul’un Belediye Başkanı Kadir Topbaş’a sormak
istiyoruz; siz birçok resmi yâda gayri resmi ziyaretinizde gördük ki dünyanın
belli başlı bir kentinin gezdiniz gördünüz ama nedense İstanbul’a geldiğinizde
bu gezlerde görüp hayran kaldığınız meydanların hiç birinde etkilenmemiş gibi
İstanbul’da meydan düşmanlığı yaptınız.
Şehri yönetmek insanları nefessiz
bırakmamıdır?
Nedir bu meydan düşmanlığının kaynağı?
13
Ağustos 2007
www.gercekgundem.com

|
 |
|
 |
|