GÜRSEL TEKİN
gurseltek@yahoo.com

Meydan düşmanlığı

Meydanların insanların toplumsal ve kentsel yaşamlarında iç içe geçmiş bir önemi vardır.

Meydanlar bir şehrin başlıca sembolüdür. Meydan tasarımı içinde yer alan düzenlemeler, heykeller ise insanların bir şehir hakkında fikir edinmelerini sağlayan unsurlardır.



Birçok planlı kent modeline bakılırsa meydanların insanların sosyal ihtiyaçları doğrultusunda şekillendiği görülür.

Meydan; genişlik, ferahlık, açıklık gibi işlevsel unsurlarla şehir yaşamı içinde önemli bir yer tutar.
Çünkü 21. yüzyılda kentler her geçen gün göç alan, sıkışık, dar ve yüksek mimarinin sembolleştiği yerleşimler olmakta.

Keza tarihte de birçok kent yine özellikle böyle tasarlanmış olduğunu görebiliriz.

Antik yunanda meydan toplanılan şehrin geleceği hakkında karar alınan yerdi.

Başlı başına bir kamusal alanı ifade ediyordu.
Avrupa tarihindeki kent modellerinde meydanın işlevi dar sokaklardan geniş alanlara çıkış ile dini bir gönderme ile açık bir çağrışım yapılmıştır.

Meydanlara ulaşan insan tanrıya ulaşan, ferahlığa ulaşan insan olarak tarif edilmiştir.

Bu sebepten kaynaklı meydanlar bir yada bir çok sanatçının elinde çıkma objelerle süslenmiştir.
Meydan tasarımı başlı başına bir sanat dalı haline gelmiştir.



Modern şehirlerde ise kent içine sıkışmış insan için şehrin daha da yaşanır bir alan olduğu fikrini açığa çıkarmak için geniş ve ferah meydanlar bilinçli bir şekilde kullanılmıştır.

Tüm bu meydan değerlendirmelerine baktıktan sonra 2010 yılında İstanbul gibi gerek ülke gerek bölge için çok önemli bir tarihi ve kültürel yerleşim alnında açık bir meydan düşmanlığı güdüldüğünü görüyoruz.

Osmanlıda bile meydanlara verilen önem bu günkünde çok çok fazladır.

Birçok meydan özellikle yukarıda bahsettiğimiz sebeplerden tasarlanmış ve günlük yaşamın önemli bir parçası olmuştur.

Meydanlar tüm dünyada olduğu gibi birçok toplumsal değişimin sesiz tanıkları olmuşlardır.
200 yıllık tarihimizde bile Islahat Fermanının okunmasından 68 öğrenci hareketlerine kadar birçok olayın simgesi meydanlar olmuştur.

Meydan da olmak hayatın içinde olmak ticaretin içinde olmak siyasetin içinde olmak anlamına geldi her döneminde.



Ama 1950lerden başlayan meydan düşmanlığı 12 Eylülle birlikte katı bir meydan fobisine döndü.
Son yıllarda İstanbul’un yönetiminde söz sahibi olanlar ise bu meydan düşmanlığını hat safhaya çıkardırlar.

İstanbul’un sembolü olan birçok meydan o yâda bu sebeple fiili olarak meydan olmaktan çıkarıldı.
Geçiş alanlarına çevrildi.

Şehir insanının nefes alma olanağı bulduğu meydanlar otobüs duraklarına, bekleme istasyonlarına, inşaat çalışmaların ayrılarak yok edildi.



2010 yılında dünya kültür başkenti olmaya aday olan İstanbul meydanlarını bir bir kaybederek sıkışık binalar içinde, nefessiz yaşamak zorunda olan insanların mecburi ikamet alanı haline geldi.

Şehri şehir yapan kamusal alanlarını bir bir yok edecek adımları atan hiçbir yönetici tarihte başarılı olmamıştır.

Çünkü her şeyde olduğu gibi aşırı sıkışma kendi içinde bir patlamayı da beraberinde getirir.

Kentin sosyal donatı alanları ne kadar iyi düşünülmüş insanların toplumsal kullanımına göre tasarlanmışsa şehirde o kadar yaşanılır bir hal alır.

Bu tabloda İstanbul’un Belediye Başkanı Kadir Topbaş’a sormak istiyoruz; siz birçok resmi yâda gayri resmi ziyaretinizde gördük ki dünyanın belli başlı bir kentinin gezdiniz gördünüz ama nedense İstanbul’a geldiğinizde bu gezlerde görüp hayran kaldığınız meydanların hiç birinde etkilenmemiş gibi İstanbul’da meydan düşmanlığı yaptınız.

Şehri yönetmek insanları nefessiz bırakmamıdır?
Nedir bu meydan düşmanlığının kaynağı?


13 Ağustos 2007
www.gercekgundem.com