Kimliklerimiz balon olsa
Bünyemizde barınan her kimlik, ortasında “biraz” biz olan bir balona benziyor. Balonun etli kısımları da bizim davranış sınırlarımızı gösteriyor. Farklı insanlar yan yana geldiğinde yapıldığı maddeye göre “balonların” bazıları daha içe çökük duruyor bazılarıysa daha dışa dönük duruyor
Bir arkadaşım var! Eminim sizin de bir arkadaşınız vardır. Ama benimki efendi mi efendi, tatlı mı tatlı, aydın mı aydın, temiz mi temiz. On parmağında da on marifet var: Hem düşünür, hem şair, hem yazar, hem bilişimci, hem de bir kaç dili sıkı bilir. . . Konumuzla ilgisi yok ama bekâr da.
Neyse, bu arkadaşım üye sayısı yüksek olan bir forumda moderatör. Ben de bu foruma oradaki entellektüel havayı koklamak için üyeyim.
Forumda insanlar ülkenin meselelerini tartışıyorlar. Darbe söylentisi olunca darbe, savaş çıkıca savaş, barış olunca da barış konuşuluyor. Konuşuluyor da forumda az okumuşla çok okumuş, bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olanla hem bilgi sahibi hem de fikir sahibi olan, çok bilenle yine çok bilen sık sık karşı karşıya geliyor. Tabii konu ne olursa olsun iş bir süre sonra karşılıklı ahval yerine had bildirmeye dönüşüyor. Sonuçta bizim arkadaş da alıyor sazı eline ve taraflardan genellikle birine kendi türkülerini söylüyor. Fakat dikkat ettim, gerçek yaşamdaki arkadaşımla bu sanal ortamda moderatör olan arkadaşım arasında dağlar kadar fark var: Bir kere o gerçek dünyadaki munis adam gitmiş yerine sanal ortamda eli sopalı, ceberut bir adam gelmiş. Demokrasi karşıtı her söylemi büyük bir demokrat söylemle ama karşıdakini ciddi bir biçimde yargılayarak, suçlayarak, ayıplayarak hatta aptal yerine koyarak bastırıyor. Demokrasi içindeki her muhalif çıkışı da üç aşağı beş yukarı aynı politikayı izleyerek sindiriyor. İster istemez gerçek dünyadaki arkadaşımla sanal dünyadaki arkadaşımın aynı kişi olup olmadığını düşünüyorum.
Aslında hepimiz şapka gibi kafamızda taşıdığımız kimliklerden dolayı farklı yerlerde farklı görünen kişiliklerle dolaşıyoruz. Bizi annemiz, babamız, karımız, kocamız, patronumuz, işçimiz, çocuklarımız, dostlarımız, chat’daşlarımız, forum paydaşlarımız hep farklı farklı biliyor. Kuşkusuz aynı bilinen bir keşisim kümesi de var ama sonuçta çeşitli yönlerimizin çeşitli insanlara yabancı olduğu da açık. Öte yandan buna iyi ya da kötü demek mümkün değil, çünkü toplumsal yapının zorlamasıyla gerçekleşen bir olgu bu.
Bünyemizde barınan her kimlik, ortasında “biraz” biz olan bir balona benziyor. Balonun etli kısımları da bizim davranış sınırlarımızı gösteriyor. Farklı insanlar yan yana geldiğinde yapıldığı maddeye göre “balonların” bazıları daha içe çökük duruyor bazılarıysa daha dışa dönük duruyor.
Annemize bazı ölçütler verip bizi bir balon gibi bir kağıda çizmesini istesek nasıl bir şekil ortaya çıkardı? Balon ne renk olurdu? Ya bir chat’daşımıza kendimizi bir balon gibi çizdirmeye kalksak acaba hangi renk olurduk ve hangi büyüklükte tanımlanırdık?
Hangisi daha biziz, sanal alemdeki biz mi, gerçek dünyadaki biz mi? Bence kimlik saklama, karşındakinin yaş, kariyer ve deneyimini çok fazla gözönüne alamama yüzünden “sanal balonumuz” “gerçek balonumuzdan” daha gerçekçi görünüyor. Dolayısıyla genellikle İnternet’te yazışırken (işimizin gerektirdiğinin dışında) davranış sınırlarımız daha az kurala göre çizilmiş oluyor ve “balonumuz da” daha büyük oluyor veya görünüyor.
Farklı ortamlara göre farklı sınırlarımızın olmasının getirdiği avantajlar var. Bu hem özgürlük getiriyor hem de sınırlama. Başarılı olmak demek biraz üzerindeki kimlikleri, yani balonları iyi yönetmekten geçiyor. Kimliklerimizi iyi yönetemediğimiz zaman bir sürü dezavantajla karşılaşıyoruz çünkü. Bunlardan birisi, bizi iki farklı ortamda da tanıyan insanların şaşırması. Diğeri, ortam değiştirme sırasında kimlik değiştirme zorunluluğunun insanı ruhen ve bedenen yorması. Üst’üne “fifi gibi takıl” astına “aslan kesil”. Ne zorlu bir geçiş! Kardeşine efelen, babana “he babacığım” de falan. . .
Sonuç: Fazla şişen kimlik balonu tez patlar.
10/09/2008
KORAY ÖZER
www.radikal.com.tr