SANAT.FELSEFE.YAZILARI

Kütüphane, kütüphane, söyle bana kitap nerde?

Başlığa bakıp bu haftayı kütüphane haftası mı sandınız? Hayır, değil. Bu başlık sadece yollarda gezinirken gördüğüm başıboş çocukların, internet kafeleri doldurup oyun oynayan gençlerin, kahvelerde pinekleyip duran yaşlı insanların kendi aralarında tekrarlayıp durdukları bir tekerleme... Uğuldayarak etrafta geziniyor, ama gitmesi gereken yere, yani parayı halktan alıp halk yararına kullanacağını iddia eden küçük kulaklı yöneticilere ulaşmıyor. Bu ülkede kütüphaneler eski sokakların karanlık, boyasız, bakımsız binalarına; kitaplar küflü ve köhne rafların arasına; şairler ve yazarlar eski sararmış kapakların arasına sıkışıp kalıyor.

Açelya adındaki küçük kız kitap okumuyor. 'Yaprak sarması en güzel nasıl sarılır'ı annesinden öğrenerek yaz tatilini geçiriyor. Volkmen dinliyor. Her yerde bangırdayan pop şarkılarının boş sözlerini tekrarlıyor. Yengesinin dediklerini yapıyor. Yeğenine bakıyor, herşeye gülümsüyor. Bu ülkede çocuklara okuma yazma, sınav geçmeleri için öğretiliyor. Ama kimse sınavın anlamını öğretmiyor. Yazarlar, şairler sayfaların arasına sıkışıp kalıyor. Kayayı delen incir ağacı gibi sivrilmiş kelimeler gözlere ulaşamıyor. Gözler beyni açamıyor, beyin yaşamı, yaşam dünyayı... Oysa büyük kulaklı yöneticilerin ülkesinde kiraz ağaçları öbek öbek çiçek açıyor. Çünkü o ülkelerin geniş caddeli güneşli sokaklarında pırıl pırıl boyalı, geniş pencereli, rengarenk vitrinli kütüphaneler bulunuyor. İçeri girer girmez sizi güleryüzlü sıcak kütüphaneciler karşılıyor. Yepyeni, rafların üzerini süsleyen, türlü hikayeler anlatılan renkli kitapların arasında gezdiriyorlar sizi. Sorularınızın cevabını verecek kitaplarla tanıştırıyorlar... Bulamadığınız kitaplar olduğunda başka sokakların kitaplarından bulup getiriyorlar. Evinizi telefonla arayıp 'buyrun gelin, kitaplarınız hazır' diyorlar.

Siz de minnet ve coşkuyla koşuyorsunuz sıcacık kütüphanelere. Dünyanın müziklerini dinleyebiliyor, eğlenceli kurslara katılabiliyor; kucağınızı, beyninizi ve yüreğinizi öbek öbek doldurup mutlulukla çıkabiliyorsunuz. Sokaktan geçen insanları daha çok seviyorsunuz o zaman, tanımasanız da selam verebiliyorsunuz. O ülkede yaşadığınınız ve o ülkeye verecek çok şeyiniz olduğunu düşünerek hızla koşuyorsunuz.

 

Doç. Dr. Yelda Özsunar Dayanır,
Adnan Menderes Ünv. Tıp Fakültesi Radyoloji AD, Aydın

Cumhuriyet BİLİM ve TEKNOLOJİ eki 19.01.2007