 |
|
 |

 |
 |
SANAT,FELSEFE,BİLİMYAZILARI
Felsefi bir yaklaşımla
sanat yapıtının varlığı üzerine
Sanat yapıtı, örneğin bir roman, bir resim, bir heykel ve bir müzikal kompozisyon bir var olandır. Bir var-olan olarak, bir sanat yapıtı, var olanlar arasında her hangi bir var olan değil, tersine kendine özgü nitelikleri, kategorileri olan ve kendisiyle ilgi kuran süje'den, okuyucu veya seyirciden belli bir tavır ve belli bir yaklaşım tarzı bekleyen, sanat yapıtı dediğimiz bir varlığı ifade eder. Okuduğum şu roman, bir sanat yapıtı olarak vardır, duvarda asılı olan şu resim bir sanat yapıtı olarak vardır, önümde duran şu heykel bir sanat yapıtı olarak vardır ve dinlediğim şu müzik bir sanat yapıtı olarak vardır. Ama şimdi sorabiliriz: bir romanın, bir resmin, bir heykelin ve bir sanat yapıtı olarak varlığı nasıl bir varlıktır? Örneğin bir heykelin taştan, metalden ya da ahşaptan yapıldığını düşünürsek, onun varlığının yapılmış olduğu taş, metal ya da ahşaptır diyebilir miyiz? Gerçi, bir heykel ya taştır ya da metaldir ya da ahşaptır. Ama bir heykel bir taş, bir metal ya da kütlesidir diyebilir miyiz? Yoksa onlar yapılmış oldukları bu maddi varlığın yanında bir başka varlığa da mı sahiptirler? O zaman nasıl oluyor da söz gelişi, mermerden yapılmış bir heykeli onun maddi varlığını, mermer ya da metal kütlesini parçaladığımızda onu yok etmiş oluruz? Yine bir sanat yapıtı olan resimde de aynı şey söz konusudur. Duvara asmış olduğumuz bir resim, üzerine boya vurulmuş maddi bir nesne midir? Yoksa o maddi varlığının yanında bir başka varlığa da mı dayanmaktadır? Öyle ise nasıl oluyor da, keten bezini, boya kütlesini yok ettiğimiz zaman resim dediğimiz sanat yapıtını da ortadan kaldırmış oluyoruz?
Görüldüğü gibi, bütün bu sorular bizi sanat yapıtı üstüne karmaşık sorunlara götürmektedirler. Şöyle ki, sanat yapıtı dediğimiz var-olan, bir yandan maddi bir varlıktır, öbür yandan onu aşan maddi olmayan bir varlıktır. Bunu bir iki örnekle göstermek istersek: örneğin, Michelangelo'nun "Davut" heykelini anımsayalım. "Davut" mermerden yapılmış bir delikanlı figürüdür. Sol elinde sapana bağlanmış bir taş parçası var, sağ eliyle de sapanın ucunu tutuyor. Bütün kasları gerilmiş, hırs ve irade yüklü, canlı, yaşayan bir varlıktır. Ama biz mermer kütlesine dayalı maddi bir varlık olan "Davut"u onu bir sanat yapıtı olarak algıladığımızda yaşayan, canlı bir varlık olarak algılıyoruz. Yine örneğin Van Gogh'un ünlü "Selvili Peyzaj"ini düşünelim. Resimde bize verilen nedir? Bir keten bezi üzerine vurulmuş olan boyalarla tasvir edilen bir selvi ağacı, bir gökyüzü ve güneş. Bunlar bizim bir bakıma empirik yaşamımızda insan olarak ortak algı objelerimizdir. Ancak, resimde bu obje'ler artık bizim üç boyutlu reel mekanımızla algıladığımız objeler değildir., tersine, bu objeleri şimdi biz resmin irreel mekanı içinde kavrıyoruz. Bu resmin mekanı içinde yaşadığımız, hareket ettiğimiz reel, gerçek mekan değildir. Bu nedenle resmin bir irreel mekanı içinde kavradığımız nesneleri, örneğin selviyi, gökyüzünü ve güneşi gerçek selvi, gerçek gökyüzü ve gerçek güneş olarak algılamayız. Bu resimsel mekan içinde verilen objelerin gösterdiği düzen de sanatsal bir dünya düzenidir, içinde yaşadığımız gerçek düzen değildir. Buna göre, sanat yapıtı bir yanıyla maddi bir varlığa dayanıyor, ama öbür yanıyla maddi bir varlığın taşıdığı irreel , düşünsel varlığa dayanır. Bu nedenle, bir sanat yapıtının varlık tarzı, diğer varlık tarzlarının tek boyutlu olmasına karşılık, iki boyutludur, maddi gerçeklik boyutu ve gerçeklik üstü boyutu... Bunun için, sanat yapıtının varlığı, bu yapıt hangi sanat tarzı içinde olursa olsun, varlıklar arasında herhangi bir varlık olmayıp, iki boyutlu niteliğiyle kendine özgü bir varlıktır. Sanat yapıtının kendine özgü varlık tarzı nedir? Sorusu sanat yapıtının varlığına yönelen bir felsefe sorusudur. Öyle bir soruyu soran ve onu araştıran felsefe, felsefe kapsamı içinde bağımsız bir disiplin içinde yer alır. Bu felsefe yeni bir ad alır: Sanat ontolojisi. Onun konusu sanat yapıtlarının varlığı bu varlığın var oluş tarzları ve temel varlık kategorileridir. Tüm bu sorunları ele alan, araştıran sanat ontolojisi, yeni ve çağdaş, elli yıllık geçmişi olan bir sanat felsefesidir. Bu arada ülkemizde, bizim yayımladığımız ve dünya literatüründe ilk beş kitap arasında yer alan "Sanat Ontolojisi" kitabımız, Batı'daki gelişmeye koşut, ülkemizde de özellikle üniversite kesiminde üzerinde doktora, doçentlik tezleri yapacak ölçüde etkili olmuştur diyebiliriz. Son yıllarda ülkemizde yaşanan siyasal ideolojik çalkantılar duruldukça, öyle sanıyoruz ki, bir çağdaş sanat felsefesi olan sanat ontolojisi, geniş bir kültür kesiminde de hak ettiği ilgiyi bulmaktadır.
Dergimizin sürekli yazarlarından Prof. İsmail Tunalı Temmuz ayında 85 yaşına basıyor. Değerli hocamıza uzun yıllar diliyoruz.
İsmail Tunalı,
Artist modern, Temmuz - Ağustos 2007
|
 |
|